XX. asırda doğup, değişim değeri olan bir tasarım üretme iddiası beyan etmiş herkesin eninde sonunda karşılaşacağı “biçim, işlevi izler”in izini sürmeye devam ediyoruz. Yapıtlarını kerteriz edindiğimiz birçoklarından öğrendiğimiz gibi doğru cevaptan ziyade, doğru soruları bulma hevesiyle; gurultuda sıra biçimde.

Bir önceki yazıda, sıklıkla es geçilen işlevin aslında gizliden gizliye tasarımın görünüşünü de belirleyen bir iktidar olarak konumlandığını görmüştük.

Peki biçim (form) bu iktidarı ne kadar sarsabilir; hatta onu nerede nasıl devirebilir?

İletişim tasarımı üreten ajansların ekseriyetinde, tasarım üzerindeki tercihlerin sübjektif olduğuna dair bir ezber mevcut. Bindiğimiz dalı kesme tehdidiyle, önce bu ezbere saldıralım.

Sübjektivite, içerdiği hayli kaba görecelilikle birlikte nihayetinde bir meta halini alacak iletişim tasarımı üzerinde ne kadar etkin bir pazarlık malzemesi olur bilinmez. Ancak yine de hayli şeyi yerinden oynattığı malum.

Bazen bir renk, bazen bir sınır, yer yer bir obje, bir derinlik, bazen de tasarımda ön arka ilişkisi olarak karşımıza çıkan bu kararların toplamından ibaret aslında biçim. Peki bu yekun, salt  o minör kararların bir toplamı mı, yoksa işlevin ağır iktidarıyla mı biçim ancak biçim oluyor?

Cevabı bulabilmek için, işlevin iktidarı üzerine biraz daha kafa yoralım. Zira bu “doğru” soru bizi, mecrası ne olursa olsun tasarım malzemesinin, belirli bir üretim bandından çıkan, bir değişim değerine sahip, Marksist tanımla meta halini almasına götürüyor elbette. Zira meta, ancak ve ancak bir gereksinimi karşıladığı ölçüde bir iktisadi değer taşımaya devam edebiliyor. İşlevin biçim üzerindeki iktidarının en görünür olduğu yer de burası şüphesiz.

Nasıl? Kadraj pek çok tasarımcının yüzünü ekşitecek yere döndü değil mi?

Ne ki, nefes alabilecek yerimiz hala var.

Biçim, kendi iktidarını ancak onu oluşturan tüm öğelerdeki kabiliyet, hakimiyet ve tecrübe ile sunarken, gücünün belirgin bir kısmını da işlevle olan dirsek temasından; ona hizmet edermiş gibi görünmesinden alıyor.

Dolayısıyla iletişim tasarımında biçimin işlevi izlemesi düsturuna stratejik olarak yaklaşıp, iki mefhum arasındaki hiyerarşiyi ters yüz etmeye, ezberi unutturmaya çalışmak ve bunu yaparken hiçbir karıncayı incitmemek de elbette bir “tasarımcı düsturu” olabilir.

Bu bazen tasarımdaki özgünlük, güç, katmanlı iletişim, sürpriz etkisi ve provokatif tavır olabileceği gibi, yer yer işleve atılan paslarla onun ehlileştirilmesi olarak da vücut bulabilir. Zira, ajansla müşteri arasında “iyi tasarım” üzerinden kurulan birçok ilişkide olduğu gibi, biçimin en görünür etkilerini bu amaçlara hizmet ettirmek, önce tasarımcının sonra da ajansın saygınlığını ve değişim değerini (fiyatını) er ya da geç artıracak.

Bir fiyatı olan her metanın olduğu gibi tasarım emek ve neticesinin de fiyatının artması bir başarıysa (ki endüstri içinde elbette öyle) bu gurultunun ona erişmekten başka bir amacı yok.

Onur Bulakbaşı


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address