“Biçim işlevi izler”; mecrası ne olursa olsun, tasarımın çağdaş uygulama alanlarının bir özeti niteliğiyle uzun süredir dillerde.  Peki teoride birçok kapı açan bu düsturu, iletişim ajansları ne kadar takip edebiliyor? Üstelik varlığını sorgulamanın neredeyse ticari ahlaka mugayir hale geldiği (!) bütçe/zaman kısıtlamaları içerisinde ajanslar ürettikleri işlerde biçim/işlev dengesini nasıl kurabiliyor?

Bu yazı, her ölçekteki üretimde işte bu soruyu düşünen yaratıcı bir ajansın mutfağındaki mide gurultusudur.

Düsturu düşünürken içindeki kavramların tanımlarına inmekte, onları yeniden hatırlamakta -her zaman olduğu gibi- fayda var.

İşlev (Fonksiyon)

İşlev, çoğu zaman farkında olmasak da makine parçaları ve ergonomiden (sibernetik) iletişim tasarımına kadar birçok alanda karşımıza çıkan bir olgu. Yine de gündelik tasarım için gerçekten işlevin ne anlama geldiğine bakacak olursak ana soru belki de şu olmalı: Paydaşlarımız (ajans jargonuyla “müşterilerimiz”) için hangi işlev öncelikli ya da tasarım süreçlerinin birçoğunda “müşterimiz” için hangi işlev öncelikli?

“Biçim işlevi izler” mantrası, tasarımın dikkatini amaca ya da proje tanımına (ajans jargonuyla “brief”) odaklamakta hayli verimlidir aslında. Müşteri gözünde, brief’in içerdiği ve ajansın çözmesi gereken bilmece, temelde işlevin tasarlanmasıdır.  İşverenin ajansı brief’lerken, doğal olarak biçimden ziyade arzu edilen işlevin tanımlanmaya çalışılması da bundan elbette. Üstelik işlev (diğer adıyla fonksiyon) müşteri gözünde beğeni gibi nispeten “önemsiz” ve hayli sübjektif bir kategori de değildir. Zira çirkin tasarım da rahatlıkla “çalışabilir.” Ezcümle, “çarkın dönüşü” için işlev önceliklidir… Peki bu yeterli mi?

Hızı almışken, bu sert damardan işleve odaklanmaya devam edelim.

İşlev, estetik kadar müphem değil, daha bilimsel, daha ölçülebilirdir kuşkusuz. Bu yüzden bazılarının dediği gibi “tasarımın fizik kanunudur” işlev. Yine de profesyonel tasarımcıların birçoğu, tasarladıkları nesne veya onun mecrası ne olursa olsun (pekala bu bazen bir sandalye, bazen bir film, bazense kurumsal bir iç iletişim duyurusu olabilir) işlevi biçimden daha önemsiz görme tuzağına düşüyorlar. Halbuki, işleve hak ettiği değeri verdiğimizde, onu tanımlayanların (tasarımcıların) gücünü ve çıkarlarını da artırdığını, tasarımın işlev gücünün onun saygınlığını en az biçim kadar artırdığı kolaylıkla görülebilir.  Belki hemen değil, ama biraz dikkatle bakıldığında mutlaka!

Peki biçim bunun neresinde?

Gurultunun ikinci bölümünde biçime odaklanacağız. O ana kadar waytosay mutfağında üretirken biçim ve işlev üzerinde durmaya devam edeceğiz.

Yaratıcı ekip olarak, üzerinde duracağımız başka bir terazi yok zira.

Onur Bulakbaşı