Benzersiz olan her şey gibi waytosay de insanlardan oluşur ve her insanın heybesinde farklı birikimler, meraklar, hobiler vardır.

İnsan hayatı, olayları sevdiği şeyler üzerinden okur ve yorumlar. Ben de hobim olan sporu merkeze alıp, size iş hayatında değişime ayak uydurmanın, yeniliklere açık olmanın, insanlardan performans almanın ve kurumu hedefe götürmenin önemini bir zamanlar dünyanın 1 numaralı teknik direktörü Jose Mourinho’nun hikâyesi üzerinden anlatmak isterim.

Dünyadaki spor organizasyonlarının en önemlilerinden, en çok ilgi çekenlerden biri Şampiyonlar Ligi. Futbol dünyasının en büyük sahnesi konumundaki organizasyonda en iyi oyuncular, en iyi teknik direktörler, en iyi kulüpler en iyi olduklarını göstermeye çalışıyor.

Futbol dünyasının en belirgin ikonlarından, en iyiler arasında gösterilen, 2000 sonrasına damga vuran Jose Mourinho’nun çalıştırdığı Manchester United bu hafta (13 Mart 2018) Şampiyonlar Ligi’nde erken sayılabilecek bir turda kendisinden güçsüz ve düşük bütçeli bir takıma elendi. Yerel liglerde de işler Mourinho için iyi gitmiyor. Son dönemde çalıştırdığı kulüplerde büyük bir başarısı yok ve bir zamanlar ona nerdeyse “tapan” oyuncular şimdi onu istemiyor.

Ülkemizde liderlik konferansları veren, tüm dünyada bir başarı hikâyesi olarak anlatılan, yönetici olarak örnek gösterilen Jose Mourinho’nun yaşadıklarından iş dünyasına pay çıkar mı?

Bence çıkar…

Jose Mourinho, çoğu üst düzey teknik direktörden farklı olarak profesyonel seviyede futbol oynamadı. Tercümanlıktan geldi ve bütçe, kulüp yapısı olarak görece geride takımlarla Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları, lig şampiyonlukları kazandı. Kendi deyimiyle o önceden gördüğümüz teknik direktör/yöneticilerden farklı “özel birisi”ydi.

image

Oyuncularını/çalışanlarını hedefe götürmek için kenetliyor, hedefler doğrultusunda oyuncularını/çalışanlarını geliştiriyor, paranın belirleyici olduğu profesyonel futbol dünyasında, bireysel egoları törpüleyip biz duygusunu oluşturuyor, kulüp/kurum aidiyetini yükseltiyordu.

Başkalarının “eskiden kamplarda beraber sohbet ederek vakit geçilirdi, birbiri için fedakarlık yapılırdı, şimdi takım ruhu kalmadı oyuncular/çalışanlar odalarında Play Station oynuyor” şeklinde eleştirdiği oyunculardan harika takımlar çıkarıyordu. Ayrıldığı kulüplerde oyuncular o gitmesin diye gözyaşlarına boğuluyordu.

Yani iyi bir yöneticiden ne bekleniyorsa hepsi kendisinde fazlasıyla mevcuttu. Bir başarı hikâyesi olarak hepimizi selamlıyordu.  2008’de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmış 2000’li yıllara yönetici olarak damgasını vurmuştu. Peki ne değişti de başarılarına herkesin imrendiği “özel biri” çok tartışılır bir noktaya geldi? İyi bir yönetici olma yolunda neleri eksik yaptı, belli başlıklar altında sıraladığımızda iş hayatıyla futbolun benzerliklerini göreceksiniz.

Gelişim

Her iş kolunda olduğu gibi sporda da sürekli gelişim ve kendini yenileme gerekiyor. Spor gibi yoğun rekabetin olduğu bir alanda önceki doğrularınız, stratejileriniz bugün sonuç vermeyebilir. Mourinho bir döneme damgasını vurmuş da olsa yeni kuşak antrenörlerin  (Guardioala, Pocchettino vs) stratejilerine cevap veremedi. İyi bir yönetici gelişmeleri takip etmeli, takıntıları olsa bile bunları törpüleyebilmeli ve değişen şartlara uyum sağlayabilmeli.

Kuşak Çatışması

Artık çok daha hızlı bir çağda yaşıyoruz; dahası farklı kuşaklar arasındaki zaman farkı gitgide azalıyor.

Odalarından yemek harici çıkmayıp Play Station oynuyor diye eleştirilen oyuncular sadece 10 sene önceydi. Şimdi sosyal medya ve paylaşım dönemi. Bir dönem kendisi için göz yaşı döken oyuncuların yerini şimdi onu istemediklerini açıkça söyleyen 90 sonrası doğumlu oyuncular aldı. Bu yeni nesil, önceki kuşaklardan farklı olarak yönlendirici mentör değil kendini dinleyen, onu anlamaya çalışan değil anlayan, kendi stilini ortaya koymasına izin veren bir yönetici arıyor.

Çalışandan Verim Almak

Kuşak çatışmasının bir yansıması da değişen insan beklentileri. Direktör stiliyle kendi beklentilerini aktarmaktan vazgeçen, işleyişin nasıl daha iyi olacağı konusunda çalışanını ikna eden, çalışanını dönüştüren, çalışanının beklentilerine kulak tıkamayan yöneticiler verim alıyor.

Şu an Premier Lig’in en değerli iki oyuncusu olan De Bruyne ve Salah ile Mourinho yönettiği Chelsea’da beraber çalışmış ama verimsiz diye 2 oyuncuyu da kulüpten göndermişti. Hem De Bruyne hem Salah’ın bugün başardıklarını görünce Mourinho adına iyi bir yöneticilik olmadığı ortada.

Çalışanı ve Kurumu Anlamak

Mourinho’yu 10 sene önce zirveye çıkaran düşünce stiliydi. Alışılmışın dışında ukala olduğu için değişik ve ilginç bulunuyordu , rakipleriyle sürekli kavga ediyordu ama oyuncularına kendini sevdiriyor ve sonuç alıyordu.

Sürekli her maçı “çok önemli” sıfatıyla tanımladıkça, sürekli rakiplerle kavga ettikçe ve sürekli basına ukala demeçler verdikçe inandırıcılığını yitirmeye başladı.

İş hayatında da her işe “çok önemli” dediğiniz sürece bir vakit sonra kinayeli yorumlarla karşılaşabilirsiniz. Sürekli sıkılı yumruklarla kavgaya hazır dolaşırsanız bir süre sonra çevrenizdekiler bu gerilimden sıkılabilir. Sürekli kendinizi anlattıkça ve övdükçe  ukalalığınız insanları sizden soğutabilir.

Yöneticilik bir başrol hikayesi değil, kolektif bir sonuç üretme sürecidir.  Kendi sonuçlarınıza odaklanırken çalışma arkadaşlarınızın beklentilerini, hikayelerini ıskalamamalısınız. Hikayeyi kendiniz üzerinden anlattığınızda iyi bir takım kurma ihtimaliniz azalır.

Tüm hikâyelerin temelinde yer alan insan vardır ve tüm insanların kendini anlatmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var. Takım arkadaşlarınızı anlamak çok daha önemli hale geldi.

Birçok dilde “durmak” ve “anlamak” aynı kökenden geliyor: Almancada “Stehen” “Durmak”, “Verstehen” “Anlamak” İngilizce’de “Stand” “Durmak”, “Understand” “Anlamak” Türkçe’de de “Durup düşünmek” deyimi vardır. Bir şeyi “Anlamak” için önce “Durmak” gerekebilir. İyi bir yönetici de dinlemeye ve anlamaya öncelik vermeli şüphesiz. Ne var ki Mouruinho kendini anlatmaya, kendini sevdirmeye odaklandığı dönemlerden farklı bir evrede. Çalışanlarını anlamaya çalışması gerekebilir.

Ve son olarak mütevazilik iş dünyasında bir yöneticinin çalışanlarına karşı en önemli silahı olmalı.  Gittiği yeni kulüpte ilk antrenman öncesi “benim Şampiyonlar Ligi kupalarım var, ya sizin?” diye sorup üzerine de “siz de Şampiyonlar Ligi kupası istiyorsanız dediklerimi yapmalısınız” diyen Mourinho’nun uzun zamandır bir başarı elde edemediğini düşününce bazı şeyleri değiştirmesi gerektiği aşikar. Değiştirmesi gereken en önemli şeylerden biriyse daha önceki dönemde işe yarayan ukalalığa varan ben bilirim tarzı.

Şu an çalıştırdığı ve tartışıldığı kulüp Manchester United’ta 28 sene çalışıp “Sir” unvanı kazanan Alex Ferguson’un da dediği gibi “Kurşun kalem kadar mütevazi bir şey daha görmedim. Yazmaya devam edebilmesi için devamlı küçülmesi gerekiyor.”

Fatih Karaca

 


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address