İş dünyası yarattığı kavramları farklı koşullarda dönüştürmeyi ve yeniden tanımlamayı çok sever. Türkiye’de yıllarca “serbest meslek” olarak tanımladığımız işler, kavramın yarattığı kötü izlenim nedeniyle zamanla yerini daha havalı ve çoğunlukla İngilizce terimlere bıraktı. Serbest meslek, pek çok mesleği yapabilmek ya da kayıtsız çalışmak anlamına geliyordu. “Freelance” sözcüğü bir süre sonra serbest mesleğin yerini aldı. Kayıtsız çalışmanın kötü izlenimi, bir anda bireylerin özgürlüğü anlamına gelmeye başladı. Son on yıldır ise, bu kayıtsız ve serbest çalışanlar o kadar arttı ki, tek başlarına bir ekonomi yarattılar: Gig ekonomisi.

Gig kavramı ilk olarak müzik endüstrisinde ortaya çıktı. “Geçici olarak sahne almak” anlamına geliyordu. Şimdi ise bağımsız bir şekilde, geçici işler yapan herkesi kapsayan dev bir endüstri. Çok yeni bir kavram değil. Tüm dünya Uber, Airbnb ve Upwork’ü biliyor. Türkiye’deki en iyi örnekleri ise Armut.com ve Bionluk.

Peki iş hayatına dair her şeyi değişime uğratan pandemi, bu kavramı da değiştiriyor mu? Cevabımız evet. Pandemiyle artan teknolojiler ve ofissizleşme, Gig ekonomisinin tanımını genişletiyor, ya da başka bir deyişle iş dünyası bir kavramı yine yeniden tanımlıyor.

Dev şirketler Gig pazarına yatırım yapıyor.

LinkedIn, Upwork ve Fiverr gibi freelance çalışan pazarlarına rakip oluyor. 740 milyon üyesi olan bu mecranın şirketlerle geçici işler yapan çalışanları buluşturmak konusunda geç bile kaldığını söyleyebiliriz. LinkedIn Marketplaces isimli servis, beyaz yakalı uzmanları proje bazlı hizmet almak isteyen şirketlerle buluşturacak. Üstelik bu atılımı yapan sadece Microsoft ve LinkedIn de değil. Başka büyük teknoloji şirketleri de Gig ekonomisine yönelik çalışmalar yapıyor. Facebook, tamirat gibi fiziksel işlere yönelik bir serbest çalışan servisi geliştiriyor.

Gig ekonomisi bir win-win hikâyesi mi?  

Bu zamana kadar yapılan pek çok araştırma, Gig ekonomisinin bir parçası olan çalışanların durumlarından memnun olduğunu gösteriyor. Çalışanlar iş yüküne göre fiyat politikalarını kendileri belirliyor, doğru bir planlama yaparlarsa, aynı anda pek çok şirkete çalışarak kazanç sağlayabiliyor. Bir işe bağlı olmadıkları için işten çıkarılma ya da performans gibi baskıları hissetmiyor. Bir de zorunlu olarak geçici işler yapmak durumunda olanlar için bu yöntem bir fırsat olarak görülüyor. Emekli olanlar, anneler, engelliler, öğrenciler… Tüm bunlara bir de yeni neslin “bağımsız olma” motivasyonunu ekleyin. Edison Research araştırmasına göre, Amerika’da 18–34 yaş aralığında serbest çalışan bireylerin %53’ü, Gig ekonomisini ana gelir kaynağı olarak kullanıyor. McKinsey raporuna göre ise, standart ekonomik koşullarda istihdam sağlayan her 6 kişiden 1’i, bağımsız çalışarak maddi kazanç sağlamak istiyor.

Peki işverenler ne kazanıyor? Pandemi öncesinde Gig ekonomisi, şirketlerin ofis maliyetini düşüren bir fırsat olarak görülüyordu. Ama şimdi düzenli çalışanlar da ofisleri kullanmıyor. Bu durumda Gig ekonomisinin avantajı genele yayılmış diyebiliriz. Gig ekonomisinin işverene bir başka faydası ise, ihtiyaçlarına uygun uzman kişileri seçebilmeleri. Böylece kendi çalışanlarına ekstra eğitim vermek zorunda kalmıyorlar.

Resme buradan bakınca verimlilik, çeşitlilik ve kapsayıcılık açısından her şey harika görünüyor. Ama işin karanlık bir tarafı da var. Çalışanların sağlık ve sigorta masrafları işverenler tarafından karşılanmıyor. İlerleyen dönemde bu durumun değişeceğini düşünüyoruz. Çünkü pandeminin hızlandırdığı esnek çalışma modelleri yaygınlaşmaya başladı bile! Milyonlarca kişinin sigortasız ve güvencesiz çalıştırılması sistem açısından büyük sorunlara neden olacaktır. Ayrıca kurum kültürünün parçası olmayan kişilerle çalışmak, ürün ve hizmet kalitesini de tehdit edebilir.

“Benim ne işim var ulan Bodrum’da!”

“Her Şey Çok Güzel Olacak” filminde, Mazhar Alanson’un canlandırdığı Nuri karakterinin “Benim ne işim var ulan Bodrum’da!” diye isyan ettiği sahneyi hatırlarsınız. Büyük şirketler bir bir uzaktan çalışma modellerini kalıcılaştırdıklarını açıklarken, Bodrum’da ev fiyatları da aldı başını gidiyor. İstanbul ilk defa son birkaç senedir “göç veren şehir” oldu. Yani İstanbul’a gelenden çok İstanbul’dan giden var. Eskinin “Emekli olunca Bodrum’a yerleşirim” hayalleri emeklilik yaşının artmasıyla yerini, “Hem Bodrum’da yaşayıp hem beyaz yakalı bir işe nasıl sahip olurum?” hayaline bırakmıştı. Ta ki pandemiye kadar. Artık cevabı çok açık. Uzaktan çalışmayı kalıcılaştıran şirketlerde çalışanların hayalleri gerçek oluyor. Bu işin bir yanı. Bir de işveren tarafından bakarsak, artık yetenek havuzu çok daha geniş. Sadece Genel Merkez’in olduğu şehirlerde değil, 81 ilde yetenek arayabilirler.

BCG Henderson’ın yaptığı bir araştırmaya göre; dünya genelindeki yöneticilerin yaklaşık %40’ı, önümüzdeki beş yıl içinde şirketlerindeki serbest çalışan sayısının artacağını ifade ediyor. Yazının başında söylediğimiz gibi, iş dünyası bir kavramı alıp yeniden tanımlıyor. Gig ekonomisi yeni düzende, bir istisna olmaktan çıkıyor. Gig çalışanlar sadece proje bazlı değil, esnek sözleşmelerle iş hayatının önemli çarklarından biri haline gelecek. İK departmanlarının da bu çalışanlar için yeni prosedürler geliştirmesi gerekecek.

waytosay


Referanslar:


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address