Her şirketin toplumda yarattığı olumlu ya da olumsuz bir algısı ve itibarı var. Ekranlarda reklamlarınızı seyreden kişiler, ürün ve hizmetlerinizi kullanan tüketiciler bu belirli algıya duygusal, içgüdüsel ya da rasyonel bir şekilde ulaşır. Fakat bu algıya, yani marka kimliğinize etki eden başka nedenler de olabilir mi? Tabi ki evet! Marka itibarı artık ürün ve hizmetlerin çok daha ötesinde bir kavram. İşveren olarak nasıl algılandığınız, marka itibarınız üzerinde artık her zamankinden çok daha büyük bir paya sahip.

Ürünlerinizi veya hizmetlerinizi anlatırken ilgi çekici, teşvik edici bir marka hikâyesi oluşturmak için bolca zaman harcarsınız. Ancak, en iyi yetenekleri çekip elinizde tutmanızı sağlamak için güçlü bir işveren markasını geliştirmeye ne kadar zaman harcıyorsunuz?

Burada, işveren markasının ne anlama geldiğini, neden önemli olduğunu ve bugün kendi işveren markalama stratejinizi nasıl uygulayabileceğinizi keşfedeceğiz.

İşveren Markası Yaşayan Bir Kimliktir.

İşveren markası, çalışanların bakış açısından bir şirketin itibarını ve popülerliğini tanımlamak için kullanılan ve şirketin çalışanlarına verdiği değeri açıklayan bir terimdir.

Şirketinizdeki bir çalışana nasıl hissettiğini sorduğunuzda, size “Harika ürünler üretiyoruz, pazarda ilk sıradayız; bunlar beni çok iyi hissettiriyor” demeyecek. Bunun yerine, şirket değerlerinden, kendi deneyimlerinden ve işyeri kültüründen bahsetmeye başlayacak.

Tüm marka yaratma süreçlerinde olduğu gibi, güçlü bir işveren markası yaratmak, iyi bir hikâye anlatmakla başlar ve hikâye anlatmanın da ötesine geçerek daha derine iner. Yarattığınız deneyimle anlattığınız hikâyenin tutarlılığı, işveren markasını yaşayan bir kimlik haline getirir. İşveren markanız, eski, şimdiki ve gelecekteki çalışanlarınızın zihinlerinde, kalplerinde yaşar ve nefes alır. Dijitalleşmenin getirdiği çok seslilik çağında deneyimin her türlü reklam yatırımından çok daha etkili olduğunu kimse inkâr edemez. Böyle bir dönemde, anlattığınız hikâyeyi gerçek anlamda yaşayan mutlu çalışanlar, sadece işveren markanızın değil, birincil markanızın da en yüksek sesi olacaktır.

Şimdi şirketinize böylesi bir güç katan işveren markası konusuna biraz daha yakından bakalım. İşveren markası konusunun tartışıldığı hemen her platformda karşınıza bir kavram daha çıkacaktır: Çalışan Değer Önermesi (Employee Value Proposition-EVP). Bu iki kavramın her zaman için yan yana ifade edilmesinin nedeni, çalışan değer önermesinin işveren markanızın aynası olmasından kaynaklanıyor.

Çalışan Değer Önermesi (EVP) Nedir?

Employee Value Proposition ya da Çalışan Değer Önermesi, şirketinizin misyonunu, değerlerini ve kültürünü kapsar. Çalışanlara şirketinizde çalışmak için güçlü bir neden sunar. Çalışan Değer Önermesi, kısaca bir yeteneğin şirketinize sunduğu beceriler ve katma değer karşılığında sizin ona verebileceğiniz her şeydir.

 

Fakat bu tanım, şirketinizde çalışanlara sunduğunuz hakların bir listesi olarak algılanmamalıdır. İyi bir maaş, esnek yan haklar, çalışma koşulları, mesai saatleri, sosyal imkânlar gibi çalışan hakları, bu kavramın önemli bir parçası olsa da hiçbiri sizi biricik işveren yapmaya yetmez. Çalışan Değer Önermesi, sizi eşsiz kılan, sizi yeteneklerin gözünde öne çıkaran etmenlerdir. Tüm bu etmenler, işveren markası hikâyenizin çekirdeğini oluşturur.

İşveren Markası Neden Önemli?

Günümüzün giderek daha rekabetçi hale gelen iş piyasasında, olumlu bir işveren markası kritik bir önem taşıyor. Peki neden? Akla ilk gelen açıklama; en iyi çalışanları bulmanın zorluğu ve bu çalışanları elde tutmanın maliyetinde yatıyor. Şirketinizi ileriye taşımak için yetenekli ve bağlı çalışanlara ihtiyacınız var. Bunu sağlamak ise çok da kolay değil. PwC’nin Yetenek Trendleri 2019 raporuna göre dünya çapında her 5 CEO’dan 4’ü doğru yetenekleri bulamadığı için endişeli.

Doğru yetenekleri bulmanın ve elinizde tutmanın en iyi yolu, şirketinizin çalışmak için harika bir yer olduğunu göstermek. Sunduğunuz maaş ve yan haklar paketlerinden terfi fırsatlarına, haftalık motivasyon saatlerinden şirket kültürüne ve insan yönetimine kadar her şey, potansiyel adaylar ve mevcut çalışanlar üzerinde yaratmaya çalıştığınız izlenimi büyük ölçüde etkiliyor.

AON UK Benefits and Trends 2020 araştırması, EVP politikası olan şirketlerde çalışan katılımının %77’ye kadar arttığını kanıtlıyor. Ayrıca çalışma süresinde %76 ve işe alımlarda %78 oranlarında pozitif etki elde ediliyor.

Mercer tarafından her yıl yayınlanan Global Talent HR Trends raporu çalışanların bir işverenden ne beklediğini gözler önüne seriyor. Her 2 çalışandan 1’i adil ödüllendirmeler sunan bir organizasyonda çalışmak istiyor. Kariyer olanaklarını çalışanlarına şeffaf bir şekilde sunan şirketlerde; çalışanların kendilerini geliştirme motivasyonu %83’e, şirkette uzun yıllar çalışma oranı ise %54’e çıkıyor. Bir çalışanın kariyer planlama konusunda güvendiği şirketlerde çalışma olasılığı 8 kat artıyor. Fakat çalışanlar sadece gelişim ve kariyer yolculuğunda değil, işverenlerinin desteğini hayatın her alanında hissetmek istiyor. Hobilerini ve ilgili alanlarını geliştirme fırsatları, iyi olma hallerinin önemsendiği bir iş ortamı özellikle yeni nesil için olmazsa olmaz kriterler haline geliyor.

İşveren Markası Stratejisi için Nereden Başlamalı?

İyi bir işveren markasının avantajlarını öğrendikten sonra bir işveren markası stratejisini bugün nasıl uygulayabileceğinizi keşfedelim.

  • Elinizde Ne Var?

İyi bir işveren markası stratejisi önce aynaya bakarak başlar. Kurum kültürünüze eleştirel bir gözle bakın. Çalışanların beklentilerini ve potansiyellerini mercek altına alın. Şirketinizin misyonuna, değerlerine, vizyonuna ve kültürüne odaklanarak başlamanız çok önemli. Şirketinizin ihtiyaçlarını belirledikten sonra bu hedefleri gerçekleştirmek için ne tür yetenekler edinmeniz gerektiğini anlayın.

  • Mevcut İtibarınızı Araştırın

Çalışanlar sizin en yüksek sesinizdir demiştik. O sese kulak verin. Bir işveren markası stratejisi belirlerken veri odaklı ilerlemek en sağlıklı yöntem. “Potansiyel yetenekler sizin hakkınızda ne düşünüyor?”, “Mevcut çalışanlarınız nelerden memnun değil, hangi alanların geliştirilmesini istiyor?”, “Rakipleriniz neyi sizden daha iyi yapıyor?” tüm bu soruların cevabını bulmak için kapsamlı bir araştırma yapmanız gerekiyor.  Nihayetinde araştırmanız, şirket kültürünüzün güçlü yönlerini ve doğru bir işveren markası sağlamak için iyileştirme alanlarını ortaya çıkarmalıdır.

  • Eşsiz Bir EVP Yaratın

Araştırmanızı yaptıktan ve şirketinizin sunduğu değerlerin ve faydaların bir listesini oluşturduktan sonra, bir Çalışan Değer Önermesi (EVP) belirleyin. EVP, bir pazarlama mesajıdır, fakat bu mesajla doğru olmayan veya çalışanlarınızın aynı fikirde olmayacağı hiçbir şey söylememelisiniz. Bu mesajla, yaptığınız işin rakamların ötesindeki anlamını ifade edin. Çalışanlarınızı, işveren markanızla aynı anlamlı hikâyede buluşturun.

  • Sözünüzü Tutun

Bir işveren markası stratejisi yönetmek çok kapsamlı ve uzun soluklu bir süreç. EVP mesajınızı yarattıktan sonra, atacağınız her adım bu mesajla örtüşen nitelikte olmalı. Bir işveren markası, çalışana yoğun mesajlar yüklediğimiz tek taraflı bir iletişim değildir. Bu mesajları hissettirdiğimiz deneyim odaklı bir yaratıcı iletişim stratejisi gerektirir. Çalışanlarınıza gelecek hakkında bir söz verdiyseniz, onun gelişimi için fırsatlar yaratmalısınız. Onu cesaretlendirecek bir mesajınız varsa, katılımı artıran projeler üretmelisiniz. İnsan odaklı bir mesajınız varsa, çalışanlarınızı iyi hissettirecek uygulamalar ortaya koymalısınız.

waytosay


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address