“İlk modern insan” homo sapiens döneminde başlayan hayatta kalma yolculuğumuz bizi karnımızı doyurma içgüdümüz nedeniyle çaba sarf etmeye, yani çalışmaya, “çalışan” olmaya yöneltti. Evet, belki “işveren-çalışan” sistemi henüz gelişmemişti ancak barınma, açlığı dindirme gibi ihtiyaçlarımız iş bölümü yapmayı ve emek harcamayı gerektiriyordu. O günlerden bugünlere çok şey değişse de, adını o günlerde şimdiki gibi net koymamış olsak da “çalışan deneyimi” kavramı esasen yaşamlarımızda hem sürekli varlık gösterdi hem de zaman içinde büyük dönüşümler geçirdi.

Özellikle pandemi nedeniyle tüm dünyada birkaç ay önce hayal dahi edemeyeceğimiz değişimler yaşandı. Bu değişimlerin yansımaları elbette iş yapış şekillerimize ve çalışma hayatımıza da yansıdı. Öyle ki bu ani ve sarsıcı dönüşüm sürecini “yeni normal” olarak nitelendirdik, insanın farklılıklara hızla uyum sağlama gücünü de gözler önüne seren bu kavrama kucak açtık. Yeni normalde kurumların dayanıklılıklarını korumak için yapmaları gerekenler yeniden şekillendi. Çalışanların da görevlerini verimli, etkin ve güvenli biçimde yerine getirmek için ihtiyaç duydukları gereksinimler farklılaştı. Bu durum, çalışan deneyimi açısından beklentileri bambaşka boyutlara taşıdı.

Hiç bitmeyen bir yolculuk: Çalışan deneyimi

Çalışan deneyimi yolculuğu, potansiyel çalışanın kurumun iş ilanını okumasından mülakat için aranmasına, mülakat aşamasından oryantasyona, yetenek yönetiminden yan haklara, terfi döneminden işten ayrılma görüşmesine kadar organizasyonun içinde deneyimlediği tüm süreçlerin toplamından oluşuyor. Uluslararası danışmanlık şirketi Gartner’ın global çapta gerçekleştirdiği Modern Employee Experience: Increasing the Returns on Employee Experience araştırması, kurumların geçtiğimiz yıl çalışan deneyimini iyileştirmek amacıyla çalışan başına ortalama 2 bin 420 dolar harcama yaptığını ortaya koyuyor. Esnek çalışma uygulamaları, ofisi yeniden tasarlama, çalışanlara gelişim imkânları sunma gibi adımlar, bu kapsamda değerlendiriliyor. Raporun sonucuna göre, bu girişimler çalışanların verimi ve kuruma olan bağlılığı açısından olumlu yansımalar sağlıyor.

Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesinin yanı sıra meraklı ve özgürlüğüne önem veren Y ve Z kuşaklarının tüketici olarak görünür olması, “deneyimleme” kültürünün ciddi anlamda öne çıkmasını mümkün kılıyor. Kişiye özel önerilerle biçimlenen alışveriş yolculuğu gibi müşteri deneyimini esas alan günümüz ticaret ekosisteminde, çalışan deneyiminin iyileştirilmesi de büyük önem taşıyor. İşveren markası tarafından doyuma ulaşmış yani çalıştığı yerin kurum kültüründen mutlu kişiler, müşterilerin mutlu olacağı deneyimleri yaratıyor. İnsan kaynakları alanında çalışmalar yürüten yazar John W. Budd Çalışma Düşüncesi isimli kitabında şöyle diyor: “Çalışmanın önemi, onun zihinsel sağlığımız üzerindeki etkileriyle pekiştirilmektedir. İşlerinde yüksek düzeyli öz-kimliğe sahip olan bireyler, mesleki fedakârlık yaşarlar. Bu tip durumlarda çalışma, yüksek bir kişisel tatmine, başarıya, sonuca ve çalışmadan ziyade boş zaman gibi görünebilen bir karşılığa yol açar. Karmaşıklık, rutinlik ve kendi kendini yönlendirmeye yönelik fırsatlar gibi işin yapısal özelliklerinin yanı sıra iş güvencesi de psikolojik esenlik, öz-saygı ve bir kimsenin başarısını kontrol etme yeteneğini etkiler.” Bu ve bunun gibi nedenlerle uluslararası faaliyet yürüten şirketlerin, “insan kaynakları” departmanlarının adını dahi hızla “çalışan deneyimi” departmanına dönüştürme yoluna gittiklerini, eğilimin son derece farkında olduklarını görüyoruz.

Servis aracı beklentisinden ergonomik mobilyalara!

Peki, COVID-19 çalışan deneyimi üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? Öncelikle bu zorlu dönemde çalışanları belki de hiç olmadığı kadar dikkatle dinlemeleri gereken insan kaynakları departmanlarının kritik bir rol üstlendiğinin altını çizmek gerekiyor. Hem uygulamalar hem de politikalar açısından sınanan organizasyonların, çalışanların endişelerini ciddiye alma ve gerekli adımları atma konusunda inisiyatif almaları bekleniyor.

Nitekim işveren markası alanında veri odaklı çalışmalar yürüten Link Humans’ın analisti Olivia Thompson, pandemiyle birlikte yetenekler açısından sağlığın öneminin büyük oranda arttığını, buna bağlı olarak esneklik ve uzaktan çalışmanın en çok öne çıkan talepler arasında yer aldığını söylüyor. Önceleri yan haklar arasında belirleyiciliği olan benzin ödeneği, şirket aracı, çalışan servisi gibi ihtiyaçların yerini pandemiyle birlikte ergonomik mobilyaların, hızlı ve sınırsız internet paketlerinin aldığını görüyoruz.

Ezber bozan bir gelecek

COVID-19 ile birlikte “Asla değişmez” dediğimiz pek çok şeyin değiştiğini, “Asla yapamam” diye düşündüğümüz pek çok şeye alıştığımızı keşfettik. Çalışan deneyimi tarafında da ezber bozan bir serüvenin bizleri beklediğini söylersek yanlış olmayacaktır. Nitekim uluslararası araştırma ve danışmanlık şirketi Deloitte’un Mayıs 2020’de yayınladığı Bildiklerinizi Unutun: Çalışan Deneyimi 201 isimli değerlendirme raporunda, kurumların bu güç süreçte çalışan deneyimi için vakit kaybetmeden hayata geçirmeleri gereken uygulamalar şöyle sıralanıyor:

  • Belirsizlik sırasında güçlü, sakin, tutarlı, pozitif, kapsayıcı, şeffaf bir liderlik göstermek.
  • Çalışanları korumak; onların sağlıkları, kariyerleri, finansal durumları, hatta hayatın geneliyle ilgili kaygılarını yönetmelerinde yanlarında olmak.
  • Zindelik ve çalışan sağlığını fiziki, zihinsel, bedensel, ruhsal sağlık ve zindelik olarak en geniş boyutuyla ele almak.
  • Dijital çalışma modeline ve kültürüne geçişte işgücünü doğru şekilde yönlendirip desteklemek.
  • Yeni çalışma modellerini destekleyecek teknolojik altyapı ve kaynakları çalışanlara en iyi şekilde sunmak.
  • İletişimi güçlü, makul, empatik, verimli tutmak.
  • Bir yandan çalışanların yalnız hissetmelerini önlerken, bir yandan da bunu onları bunaltmadan yapmak.
  • Takımdaşlık, ortak amaç-ortak fayda ve iş birliğini en üst seviyeye çıkarmak.
  • İnsan kaynağı ve yetenek yönetimi amacıyla politika ve uygulamalarda sürekliliği sağlamak ve gereken yerlerde esnek ve çevik bir şekilde dönemsel koşullara uygun değişiklikleri hayata geçirmek.
  • Sosyal sorumluluk hedefiyle kurum olarak toplum için bu zor dönemde yapılanları çalışanlara en iyi şekilde anlatmak.
  • Değerler, ilkeler, amaçlar, vizyon, stratejiler, hedefler, beklentiler ekseninde birlikte hareket etme güdüsünü korumak hatta güçlendirmek.

Hiçbir şeyin alıştığımız gibi gitmediği kritik pandemi koşullarında çalışan deneyimini mümkün olan en iyi seviyeye ulaştırmak, kuşkusuz kurumların sürdürülebilirliklerini güçlendirmek için ajandalarında öne almaları gereken bir hedef olarak dikkat çekiyor.

waytosay


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address