Son 1 yıl içinde hayatımıza giren COVID-19, sosyal yaşantımızdan iş hayatına pek çok alanda değişim yarattı. Hatta belki de en çok iş yapış şekillerimizi dönüştürdü. Uzun bir süre sağlığımız için evde kaldık, karantina şartlarını deneyimledik. Evden/Uzaktan çalışma pek çok şirketin endişeyle yaklaştığı bir seçenekti. Bir anda yaşamımızın gerçeklerinden biri haline geldi. Bu süreçte pandemi sonrası dünyanın nasıl olacağını düşünmeye başladık. Her alanda pek çok belirsizliği içinde barındıran bu dönemin sonrası için hâlâ net bir tahminimiz olmasa da şurası çok açık: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu nedenle COVID-19 öncesinin çalışma modellerine dönülmesi ihtimali de son derece zayıf.

Kurumların işleri ele alış biçimlerinde köklü değişiklikler yaşandığından, “yeni normalde” çalışanlardan beklenen yeteneklerde de dönüşümler yaşanıyor. İşte bu yazımızda pandemi sonrası iş hayatında önemi artan yeteneklere mercek tutacağız.

Yeniliklere kolay adapte olabilme ve esneklik

Aslında dünya pandemiden önce de büyük bir hızla değişiyordu. Bu değişime esneklikle yaklaşabilmek zaten insan kaynakları profesyonellerinin şirketlerine çekmek istedikleri çalışanlarda aradığı özelliklerdendi. Ancak pandemiyle birlikte “olursa iyi olur”lar, gerçek anlamda “olmazsa olmaz”lara evrildi. Bugün COVID-19’un yarattığı belirsizlik ve stres ortamında verimli kalabilen çalışanların, resilience (dayanıklılık) odaklı kurumlar için ne kadar değerli olduğu tartışılmaz. Üstelik bu yalnızca kurumların talebinden de kaynaklanmıyor. Teknoloji son sürat ilerliyor. Yapay zekâ ve otomasyon alanında yaşanan gelişmeler bazı mesleklerin yok olmasına ve yeni mesleklerin doğmasına neden oluyor. Öyle ki, Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, önümüzdeki 25 yıl içinde mesleklerin yüzde 47’sinin ortadan kalkacağı öngörülüyor.

İşte böylesi bir iş ortamında çalışanların esnekliğe sahip olmaları, bilgi ve becerilerini her daim geliştirmeleri onları bir adım öne çıkarıyor. Nitekim uluslararası yönetim danışmanlık şirketi McKinsey, neredeyse her mesleğin en azından kısmi otomasyon potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Hal böyleyken, yaşam boyu kendini güncellemeden niteliklerini koruyabilme düşüncesinin geçmişte kaldığını söyleyebiliriz. İşveren markaları açısından bu anlamda öne çıkan yaklaşım ise “Kendini geliştirmen için tüm fırsatları sana sunuyoruz. Takım oyuncusu ol, sorumluluk al ve geleceğini kendin şekillendir.” oluyor.

Kendi kendini motive edebilme

Yalnızlık veya çocuklarla/ebeveynle/hayat arkadaşıyla bir arada çalışmaya odaklanma, ümitsizlik, yorgunluk… Pandemi döneminde hepimizin benzer tecrübelerden geçtiği malum. Bu zorluklarla mücadele edebilmek için kendi kendini motive edebilme yeteneği, pandemi sonrası çalışma hayatının aranan özelliklerinden biri.

İrlanda’da yapılan “Geleceğin İşleri” araştırmasına göre; geleceğin iş hayatında çalışanlar öz motivasyon, iletişim ve organizasyon yeteneklerine mutlaka sahip olmalı. Üstelik bu özellikler belirli bir meslek grubu veya görev alanıyla sınırlı değil. Kariyer veya sektör fark etmeksizin, tüm çalışanları kapsıyor.

Liderlik becerisi

LinkedIn’in 2020’de mezun olanların işe alınmasını sağlayacak yetenekler listesindeki özelliklerden biri, organizasyonlarda liderlik yapabilme becerisi. Özellikle pandemi gibi tüm dünyayı sarsan belirsizlik zamanlarında, liderlik en çok ihtiyaç duyulan yeteneklerden biri.

Nasıl ki uçak yolculuğunda kabin basıncı düşerse çocuğu olan yolculara önce kendi maskelerini, sonra çocuklarının maskesini takmaları söyleniyorsa; organizasyonlarda da aynı durum geçerli. Kurumların bu gibi kriz anlarında ayakta kalabilmeleri için önce çalışanlarının sakin ve kendinden emin olması gerekiyor. Bu nedenle ekibine güven ve ilham veren, onları yetkilendiren profesyonellere talep giderek artıyor.

Duygusal zekâ

Liderlik becerisiyle doğrudan ilişkisi olan duygusal zekâya, zorlu dönemlerde çok daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Gelin, duygusal zekânın ne kadar vazgeçilmez olduğunu anlamak için kendi tecrübelerimizden yola çıkalım. Pandemi döneminde bizimle empati kurabilen, duygularını ifade ve kontrol etme yeteneği olan kişilerle çalıştığımızda (eğer şanslıysak) bu zorlu süreç biraz daha kolay hale geldi, değil mi?

Her çalışan bazen yaptığı iş ve mesleğinin geleceği gibi hassas konularda endişelenebilir. Çalışanı duygusal açıdan anlayan ve bağlantı kurabilen çalışma arkadaşları, bu anlarda çok önemli. İşte güçlü duygusal zekâya sahip olma yeteneği, bu nedenle pandemi sonrası dünyada tüm organizasyonların çalışanlarında mutlaka aradıkları özelliklerden biri.

Teknolojiye merak

Murdoch Üniversitesi’nin yayınladığı “COVID-19: Geleceğin İş Yeri İçin Yetenekler” başlıklı makaleye göre, çalışanlar teknoloji alanında bilgi ve becerilerini geliştirmeli. Makalede pandeminin dijital becerileri temel ihtiyaçlara dönüştürdüğü vurgulanıyor. Ayrıca iletişim platformlarından yönetim çözümlerine kadar çeşitli araçlarda ustalaşmak gerekiyor. Bu beceriler, dijital dünyada kendini sürekli geliştiren bir çalışan olmak için olmazsa olmaz.

COVID-19 salgını, gelecekteki salgınlara karşı daha dayanıklı olmaya çalışan şirketlerdeki dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırıyor. Dolayısıyla yapay zekâ, nesnelerin interneti, artırılmış gerçeklik, blok zinciri, kodlama, büyük veri ve robotik gibi teknolojileri iş modellerine entegre edebilen kurumların kalıcı olacağı biliniyor. Pandemi sonrası ister bir fabrikada ister muhasebe departmanında çalışılsın, fark etmiyor. Bu teknolojilere aşina olmak ve gerektiğinde bu teknolojik araçlarla çalışabilmek gerekiyor. Bunun için de “Robotik benim ne işime yarayacak canım?” bakış açısının hemen değiştirilmesi, çalışanları “işin geleceği”ne taşıyacak en değerli unsurlardan biri.

Veri okuryazarlığı

Bugün alışverişten eğlenceye, sağlıktan üretime pek çok farklı alanda verinin gücünden faydalanıyoruz. Veriyi doğru işleyebilen şirketlerin hem müşterilerine doğru ürün ve hizmet sunması hem de kârlılığı artırması mümkün. Üstelik pandemi gibi her şeyin tepetaklak olduğu dönemlerde veriyi doğru değerlendirebilmek belki de her zamankinden daha önemli.

Ancak çalışanların veri okuryazarlığı yoksa, şirketlerin elde ettiği verilerin çok da bir anlamı olmuyor. Uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi Deloitte’un “COVID-19: Yapay Zekâ Çağında Geleceğe Hazır İş Yeri Yaratmak” adlı araştırmasına göre; veri okuryazarlığı becerisinin eksikliği, kuruluşların yapay zekâyı ve ilgili teknolojileri benimseme çabalarının önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Dolayısıyla veriyi doğru analiz ederek daha iyi kararlar alabilen “veri okuryazarı” profesyoneller, işverenler tarafından hiç olmadığı kadar fazla talep görüyor.

waytosay


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address