Pandemi, istisnasız her birimizi daha önce benzerini yaşamadığımız bir gerçeklikle buluşturdu. Önceliklerimizden alışkanlıklarımıza ve günlük yaşantımıza kadar her alanda ciddi bir değişim sürecine girdik. Son yıllarda sıklıkla tartıştığımız dijital dönüşüm kavramı, jet hızıyla ve her anlamda hayatlarımızı “dönüştürdü.” Bu dönüşüm, elbette işveren markası dünyasına da yansıdı. Evden/Uzaktan çalışma ve iş yapış şekillerinin “yeni normal”e adaptasyonu gibi aşamalarda, uyumsal zekâsı yüksek şirketler ayakta kaldı. Nitelikli bir işveren markası yaratmak, çalışan bağlılığını yükseltme ve potansiyel yetenekleri çekme açısından çok daha önemli hale geldi.

Örneğin, işveren markasının önemli bir unsuru olan kurum kültürünü ele alalım. Salgın öncesinde, odasının kapısı her daim açık liderlerden veya giyim-kuşam kurallarından kurum kültürüne dair çıkarımlarda bulunabiliyorduk. Günümüzde bu gibi işaretleri, büyük ölçüde kurumların çevrimiçi uygulamalarını ve yeni normalde çalışan deneyimine dair yatırımlarını inceleyerek ele alıyoruz.

 COVID-19 ile Birlikte Dönüşen Değerler

Universum’un Employer Branding Now 2020 araştırmasına göre, Facebook ve Twitter gibi kurumların evden çalışmaya geçmesi, işverenlerin ve çalışanların bazı değerlerini dönüştürdü. Dönüşüm geçiren bu değerler arasında öne çıkanları şöyle sıralayabiliriz:

  • Büyük şirketlerin gösterişli ofislerinin artık çekici olmaması.
  • Pandemi döneminde ekonomik anlamda en çok zarar gören kadın çalışanların daha seçici davranması.
  • Esnek çalışma saatleri ve performansa göre ücretin daha düşük kalmasına karşın itirazların daha kabul edilebilir hale gelmesi.
  • Çalışanların kendilerini sanal olarak ifade etmeleri için teknolojiyi daha sık kullanmalarını sağlayan bir yapıya yönelim.

İşveren Markası Dünyasının “Yeni” Değerleri

Pandemi sürecini çalışanlarına yatırım yaparak değerlendiren şirketler, bu dönemde ciddi bir fırsat elde etti. Universum’un En Çekici İşveren 2020 araştırmasına göre, şirketlerin çalışan gelişimine yatırım yapması, ülkemizde en önemli işveren markası kriterlerinden biri. Genç kuşak, işvereninden en çok eğitim ve gelişim fırsatı bekliyor. Öte yandan, pandemi süreci ofiste bulunma kriterine göre performans ve liderlik değerlerini ortadan kaldırdı. Liderlik eğilimlerinin daha gözle görülebilir olduğu ve performans değerlendirmelerinin işin sonucuna göre yapıldığı bir sistem oluşturuldu. COVID-19 döneminde iş dünyasında bazı değerler anlamını yitirdi ancak bazı yeni değerler de ortaya çıktı. Bu yeni değerler arasında en dikkat çekici olanlar ise şöyle:

  • Evde çalışma ortamı yaratmak için mali yardım.
  • Yeni fikirler için daha yaratıcı ekip.
  • Kilit çalışanlara yüksek maaş.
  • Ücretsiz izin yerine prosedüre uygun, ücretli izin.
  • İlham ve bilgiyi artırmak için çalışanlara yatırım.

Yeteneklerin Girişimci Markalara Güveni Arttı

Kriz anları, konfor alanından çıkmaya cesaret edebilenler için fırsat anlarına dönüşebilir. Pandemi sürecinde pek çok girişimci marka öne çıktı ve güvenilirliğini artırdı. Buna en güzel örneklerden biri, Türkiye’nin başarılı markalarından Getir. Şirket, salgın döneminde Londra’ya açıldı. Getir’i başarıya ulaştıran kurum kültürünü merak ediyorsanız, Getir ve BiTaksi’nin Kurucusu Nazım Salur’un İnsan ve Marka 2020 söyleşisini izleyebilirsiniz.

Nitekim, girişim şirketleri için doğru yetenekleri bulma kaygısı ABD verilerine göre 2018’de yüzde 38’di. Bu kaygı 2020’de yüzde 17’ye düştü. Bunun en önemli nedeni ise girişimci şirketlerin, pandemide sundukları imkânlarla çalışan memnuniyetini gözle görülür biçimde artırmaları.

Çalışanların Motivasyonu Nasıl Yükseldi?

Pandemi, çalışanların iş yaşamından beklentilerinde deyim yerindeyse deprem etkisi yarattı. Deloitte’un “Bildiklerinizi Unutun: Çalışan Deneyimi 201” adlı raporu, bu anlamda işveren markası yönetimine dair etkili tüyolar veriyor. Rapora göre, şirketler çalışanlarından aidiyet beklerken, artık çalışanlar da kurumlarından sahiplenme bekliyor. Kendilerini, ailelerini, ülkelerini, toplumu sahiplenen bir markayla çalışmak istiyorlar. Ayrıca bu kurumların “sosyal fayda”ya odaklanmasını, yan hakları yeni normale göre yeniden düzenlemesini bekliyorlar.  Universum’un Employer Branding Now 2020 araştırmasında ise çalışanların bu dönemde kişisel olarak takdir görme talepleri arttı. Yine aynı araştırmada, çalışanların motivasyonunu yükselten faktörlere birlikte bakalım:

  • Home-office için tek seferlik teşvik ücretleri sayesinde evlerinde çalışma ortamı yaratan kişilerin verimliliği arttı.
  • Evden çalışma sisteminde kesilmesi beklenen yol, yemek gibi yan hakları sağlayan markalar, performans anlamında öne çıktı.
  • Kendilerini iyi hissetmeyen çalışanların psikolojik destek almasıyla, şirketlerde verimlilik yükseldi.
  • Online toplantılar sayesinde liderlerin sürekli ulaşılabilir olması, çalışanların aidiyet duygusunu güçlendirdi.

2021’de Bizleri Neler Bekliyor?

Yazımızın şu ana kadarki bölümünde, salgın sürecinde işveren markası ekseninde yaşanan değişimi anlattık. Bu bölümde ise yaşanması muhtemel gelişmeleri paylaşacağız.

2021’de pandemi döneminde iş dünyasına hızla giren evden çalışma sisteminin kalıcı hale gelmesi bekleniyor. Şirketlerin, ofisleri sadece gerekli durumlarda koordinasyon merkezi olarak kullanması öngörülüyor. Ofise gelme konusunda ısrarcı davranan kurumların veriminin düşmesi de yine olası gelişmeler arasında. 2021’de lider eğitimleri ve insan kaynakları süreçlerinde de daha etkin bir teknolojiye geçilmesi bekleniyor.

Duygusal Motivasyonu Güçlü EVP’ler Fark Yaratacak

Etkili hikâyeler, koşullar ne olursa olsun güçlüdür ve yankı uyandırır. Pandemi gibi sıra dışı dönemlerde ise insanların samimi hikâyelere duyduğu ihtiyaç daha da artar. Talent Works’ün EVP Trends You Should Be Looking Out For Post-COVID adlı makalesinde de değinildiği üzere, pandemi sonrası dünyada duygusal motivasyonu güçlü EVP’lerle (çalışan değer önermesi) daha sık karşılaşacağız. EVP’nin genel söylemlerden ziyade, duygusallığı yüksek bir mesaj iletmesi hem çalışanın hem de potansiyel yeteneğin markayla bağını güçlendirebilir.

Sosyal Medyanın Etkisi Artacak

İşveren markası mesajlarını iletmek için sosyal medyayı kullanmanın, 2020’de ortalama yüzde 70 artması bekleniyordu. COVID-19 ile birlikte iletişim kurma yöntemi olarak sosyal medya mecralarını daha sık kullanmaya başladık. Öte yandan, salgın nedeniyle işsizliğin artması, sosyal medyada geçirilen zamanı artırdı.  Pandemi öncesi iş arayanların yaklaşık yüzde 80’i sosyal medyayı kullanma olasılıklarının yüksek olduğunu belirtti. 2021’de bu oranın daha da artması bekleniyor. Sosyal medya, günümüzde markaların ana iletişim mecralarından biri. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde kurumların, potansiyel çalışanlara ulaşmak için sosyal medyaya yaptıkları yatırımı artırmaları bekleniyor.

 Doğayla Samimi Bağ Kuramayan Şirketler Sınıfta Kalacak

İşveren markası tarafında üzerinde en çok durulan alanlardan biri, kuşkusuz sürdürülebilirlik. Pandemi süreci yaşamı ve doğayı korumayı çok daha ciddiye almamız gerektiğini hepimize yeniden hatırlattı. Apple, H&M ve Starbucks gibi öncü şirketler, sürdürülebilirlik yolunda ses getiren projelere imza atıyor. Genç yetenekler, kurumların doğayla samimi bağ kurmasını talep ediyor. Bu talebi ciddiye almayan şirketlerin sınıfta kalacağını söyleyebiliriz.

Özetle, salgın nedeniyle iş yaşamında değişmez sandığımız pek çok kural ve alışkanlık değişti. Bu kaçınılmaz değişimi erkenden gören şirketler, işveren markası uygulamalarını yenileyerek süreci avantaja çevirdiler.

waytosay


waytosay'den etkinlikler, blog yazıları ve haberler konusunda mail almak için abone olun.
Invalid email address